6 Ekim 2022

Turgut GÜLER

Bugün İran sınırları içinde kalan Kazvin şehrinin kuzeydoğusunda, Elburz Dağlarının zirvesinde bulunan Alamut, 11. yüzyılda, bir terörist yuvası idi.

Hasan Sabbâh, Haşşâşîn adını verdiği fedâîlerini burada afyon-keş, esrâr-keş yapıyor, âdetâ birer robot hâline getiriyor, sonra da – canlı bomba misâli – hedefler üzerine gönderiyordu. Kâtil mânâsına gelen Fransızca assassin sözü, bu haşşâşînden alınmıştır.

Hâricî mezhebler zincirinde en uc noktalardan birini tutan Hasan Sabbâh, Sultan Alp Arslan ve Vezîr Nizâmü’l-mülk başta olmak üzere, pek çok Sünnî önderi, suikasdlarla ortadan kaldırmıştır.

İnsanın kâtil olması için, önce insanlıktan çıkması gerekir. Bunu temin eden maddeler arasında, doz ve tesir bakımından bir şiddet sıralaması yapılabilir. Ama netîcede hepsi aynı yolun yolcusu, aynı heybenin eşyâsı durumundadırlar.

İslâmın, her çeşit mükeyyifâta, zerre mikdârı bile müsâmaha göstermeyişi, aslında insana gösterdiği saygının tezâhürüdür.

***

Çok mezârlı olmak, çok sevilmeye delâlet ediyor. Müphem bilgiler esrâra, o da artan muhabbet mikdârıyla berâber mezâr sayısının çoğalmasına kapı açıyor.

Yûnus Emre, çok mezârlı Türk büyüklerinin önde gelenlerinden. Anadolu coğrafyasının muhtelif yerlerinde kendine mezâr atfedilen Yûnus, hangi sebebe dayandığı belli olmamakla berâber, Eskişehir’de medfûn gösterilmektedir.

Neredeyse resmîyet kazanan bu Eskişehirlilik, Yûnus Emre’yi yine de paylaşılmaz statüsünün dışına çıkaramamıştır.

Yûnus’a mezâr ikrâm etme husûsunda, Eskişehir’in en büyük rakîbi, Lârende (Karaman). Yakın zamâna kadar Konya’ya bağlı iken, müstakil vilâyet hâline getirilen bu şirin vatan toprağı, Yûnus’un şânını kucaklayacak mikyasta bir târîh ve kültür hamûlesine, fazlasıyla sâhip.

İbrâhim Hakkı Konyalı,  pek çok ciddî ve titiz araştırmaya imzâ atmanın okuyucusuna verdiği güvenle, Yûnus Emre’nin mezârı için şunları söylüyor:

“Ankara’da Kadîm Kayıtlar Arşivi’nde, Karaman Eyâleti vakıflarını yazan bir ilyazıcı defterinin Lârende ( Karaman ) Vakıfları bölümünde şu ibâre bulunmaktadır: [Vakf-ı Zâviye-i Yûnus Emre İbn İsmâil –il – meşhûr bi Kirişci Baba der Lârende.]

Bu kayıttan, Yûnus’un babasının adının İsmâil olduğu ve Kirişci Baba diye tanındığı, zâviyesinin de Lârende (Karaman)’de bulunduğu anlaşılmaktadır.*

Kim ne derse desin; nereli olduğu, nerede yattığı söylenirse söylensin, Yûnus’un esas yeri ve mezârı, onu sevenlerin gönlüdür. Nitekim onun dilinden dökülen hakîkat şiiri de, aynı sözü mayaya yatırıyor:

                        “Gönüller dost evi için

                        Gönüller yapmaya geldim.”

Dost evi, ne hoş bir vatan târifidir. Öyle bir vatanın, her köşesindeki toprak, mezâr seçilmeye hazırdır. Bugünkü çarpık şehirleşme ve plânsız, programsız inşaat iştâhı, maalesef dost evinin huzûrunu kaçırıyor.

* İbrâhim Hakkı Konyalı,Yûnus Emre’nin Mezârı Nerede?, Târîh Konuşuyor, Haziran 1965, sh. 1416

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: